Eğitim tartışmaları “küçülme” tartışmaları ile buluşmalı!

1996’dan bu yana doğa koruma ve çevre/doğa eğitimi alanında çalışıyorum. Bu süre zarfında mücadeleden hiç vazgeçmedim ama umudum giderek azaldı. Ancak son yıllarda üç hareket umudumu yeniden güçlendiriyor. İlki elbette ki kadın hareketi. İkincisi gençlik. Üçüncüsü de bu yazımın konusu olan küçülme hareketi.

Küçülme (Degrowth) radarıma nasıl girdi hatırlayamıyorum. Önceleri uzaktan izledim. Aşağıdaki iki kitap Türkçe’ye çevrilince ve bu kitapları satır satır okuyunca “küçülme” tartışmaları çalıştığım alanların tam merkezine yerleşiverdi. Özellikle eğitim alanına yansımalarını izliyorum.

Jason Hickel, Çoğu Zarar Azı Karar

Birkaç gün önce Kapadokya Üniversitesi’nin “İnsanlık ve Gezegen için Ortak Ufuk Tasavvuru” seminer serisi kapsamında Ethemcan Turan’ın Küçülme kitabının editörlerinden biri olan Giorgos Kallis ile sohbetini dinledim. Giorgos çevre adaleti, politik ekoloji, küçülme vb. konulara ilişkin araştırmalar yapıyor ve yazıyor. Ethemcan da küçülme alanında çalışmalar yürütüyor. Keyifli ve bir hayli düşündürücü bu sohbeti izlemenizi öneririm. Sohbetin başlığı “Büyümenin Sınırlarını Yeniden Düşünmek”. 2022 yılı Roma Kulübü‘nün 1972’de yayımladığı, 72’den bugüne tartışılan Büyümenin Sınırları kitabının 50. yılı. Sohbetin başlığı da bu kitaba ve kitabın 50. yılına ithafen.

Küçülme kavramının ne olduğunu anlamak için Küçülme: Yeni Bir Çağ için Kavram Dağarcığı kitabını okumanızı öneririm. Kitabın giriş bölümünde tarihçe de veriyor. Bununla birlikte küçülme tartışmalarını feminist hareket üzerinden henüz detaylı okumadığımı da eklemeliyim. Feminist hareketin önemli eleştirileri ve çok kritik katkıları var. Bu da apayrı bir yazı konusu. Belki sizler de Feminism(s) and Degrowth Alliance (FaDA) izlemek istersiniz. Özetle şunu söylüyorlar: feminizm olmadan küçülme de olamaz.

Küçülme, ekonomik büyüme eleştirisi olduğu kadar toplumların farklı örgütlenmesine ilişkin de bir çağrı. Daha azla gelişen bir yaşamın yanı sıra daha farklı yaşamların peşinde. Bu nedenle feminizm, bakım politikası, sosyal politika, gönüllü sadelik, kooperatifler, müşterekler vb. bir çok kavramla içiçe ve bu kavramlarla birlikte evriliyor.

Küçülmenin “ünlü” isimlerinden biri olan Kallis de “daha farklı bir dünya” için “sınır” kavramının peşine düşmüş. Bunu da sadece ekonomi, ekoloji alanına bakarak değil demokrasi, felsefe, kültür, sinema, klasik Yunan tarihi alanlarına da girerek yapmış. Bu yazının konusu olan sohbet beni en çok da bu disiplinlerarası yaklaşımı nedeniyle yakaladı. Kallis, “sınır” kavramına ilişkin algıyı kültürel bağlam içinde bir hayli sorgulamış gibi görünüyor. Konuşmasının başında “sınırları aşmak” kavramının özellikle günümüzde “kişisel gelişim dünyası” içindeki önemli rolüne ve bunun etkilerine değindi. “Sınırları aşmak” birçok ülke için önemli bir hedef. “Sınır” kavramı ise başlı başına bir sorun. Bu nedenle sınır ve sınırsızlığı “madalyonun iki yüzü” metaforuyla tarif etti.

“Sınır” kavramının peşine düşmesinin nedeni de çok açık. Kapitalizmin sınırsızlığı, ekonomi alanında “sınırsız büyüme” hedefi gezegenin geleceği için kritik tehditlerin başında. Sınırları aşan birey, toplum, ülke, şirket, kurum vb. hedefi ile insanın kendini gezegenimizde konumlandırdığı sorunlu yer arasında önemli bir ilişki var. Kallis, bu baskın hedef ve kültürel bağlam nedeniyle küçülme tartışmalarında “sınır” önerisine alternatif düşünmüş. Bunun için “kendini sınırlandırma / self-limitation” kavramını öneriyor. Ona göre bu kavram demokratik bir sınırlandırmayı içeriyor, baskı unsuru olan ve dışsal bir dayatmayı değil. Bir tercih olarak kişilerin ve toplumların kendini sınırlandırmasının önemini vurguluyor. Gezegenin sınırlarını bilerek, gezegenin (ve geri kalan her canlının) yaşamı için kendisini sınırlandırabilen ve bu sınırlar içerisinde özgürce yaşayabilen insanlar ve topluluklar olması gerektiğini düşünüyor. Kallis, meramını anlatmak için Legend of 1900 filminden, Cornelius Castoriadis‘in heteronomi ve otonomi kavramlarından, Atina demokrasisinde kritik biri olan Solon‘un eylemlerinden, Kate Raworth‘tan, Rachel Carson‘dan, anarkofeminist Emma Goldman‘dan da güç almış.

Ben de küçülme ile eğitim politika ve uygulamalarını birlikte tartışmayı istiyorum bir süredir. Birbirini etkileyen ve tetikleyen çoklu krizlerin içindeyiz. Tüm diğer sistemler gibi eğitim sistemi de bu krizlerden olumsuz etkileniyor ve krizleri etkiliyor. Krizlerin çeşitleneceği, sıklığı ve etkisinin artacağı tahmin ediliyor. Eğitim sisteminin ve eğitimin tüm paydaşlarının mevcut krizlere dayanıklı, krizlerin etkilerini azaltıcı ve hafifletici, aynı zamanda ileride oluşabilecek krizleri önleyici hâle gelmesi elzem. İçinde bulunduğumuz sistemler dayanıksız, yetersiz, sorunlu ve sürdürülemez. Eğitim Reformu Girişimi‘nin Eğitim İzleme Raporu 2021: Eğitimin İçeriği dosyasını Şebnem Feriver Gezer‘le birlikte yazdık. Bu dosyada sorduğumuz şu soruyu çok önemsiyorum: “Son yüzyılda gezegenimizde yaşananlar çoklu krizler hâline dönmüşken eğitim sistemi bilim insanlarının yaptığı bu varoluşsal uyarıyı dikkate alarak güncelleniyor, değişiyor, bu uyarıyı dikkate alabilen bireyleri ve toplulukları hedefliyor mu?” Bu soruların sorulması ve yanıtlarının aranması yaşamsal. Küçülme tartışmaları da hem sorular sorabilmek hem de yanıtlar bulabilmek için bana kalırsa çok önemli bir alan.

Bu iki alanı birlikte tartışmak isteyenler buluşsak güzel olmaz mıydı?

Bir sonraki yazıma kadar sağlıcakla kalın,

Burcu

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: